30 Mart 2014 Pazar

Vefa kalesi

Güneşin en tepede olduğu zamanda yürürken- her bir karışını gözü kapalı ezbere bildiğin bu yollarda-karşıdan geldiklerini görürsün.Yan yana geçersiniz de görmezden gelirsiniz de içiniz acır.Bilirsiniz ki kan bağı vardır bir yerde; konuşulan cümleler, paylaşılmış kahkahalar vardır ya hani.Ama isteseniz de dönüp sevemezsiniz ailenin belki de en sevdiğin minik üyesini.Çünkü bilirsin ki vefa diye bir şey vardır.Vefa denilen kaleyi defalarca ateşe verenlerdir karşıdakiler.Sense her seferinde kaleyi tekrar tekrar inşa etmekten yorgun düşmüşsündür.Ondandır ki bir şeylerin artık kesin bittiğini hissedersin ya.Özlemek değildir bilirsin, çünkü insan kalp kırılmalarını ,düş kırıklıklarını özlemez.İnsanın alışmışlıkları vardır.En çok da ailenin minik üyesi dedim ya,onun doğduğu andan itibaren büyüyüp her geçtiği aşamayı bilirsin hani.İşte ondan kardeşin, yeğenin gibi hissedersin.Ama araya giren sevimsizlikler gidip yanağına iki öpücük koymana engel olur ya.Bir hal hatır sormak bile artık tükendiyse arada, artık yabancıdan farksızdır.Belki de ondandır arkadaşlarımı,dostlarımı bu denli sevmem.Çünkü ben bilmem bazı şeyleri ,bilmişliklerim unutturuldu bana.Arkadan bıçaklanmış savaşçı gibi hissediyorum şimdi kendimi.Bu kadar şeyin ortasında şükür ettiğim ailem ve o kadar güzel dostlarım varken hala vefa kalesini inşa etme gücünü hissederim kendimde ;hem yüreğimle hem beynimle..

29 Mart 2014 Cumartesi

Işık demeti

Bir şeylere moraliniz bozulur da olayın iyi tarafını göremezsiniz ya hani.Öyle zamanlarınız olmaz mı hiç? Çok canınız sıkılır da olayı yorumlamaya başlarsınız kafanızda.Artılar eksiler havada uçuşurken artılarla kendinizi kandırırken aslında eksiler etrafınızı sarmıştır ya hani.Buyrun efendim...

'Güneş geliyor birden.Yoğun ışık demeti.Gözlerimi açamıyorum.Bir süre sonra artık açmak için de uğraşmıyorum.Yorulmuşum,yılmışım,sıkılmışım.Sonra birden gözlerimi açmış buluyorum.Güneş ışığından eser yok.Her yer zifiri karanlık.Karanlıklar içinde ışığı görmek istemişim belki de.Zaman ilerliyor, ilerliyor.Hiçbir şey yok.Ve ben yine karanlıklar içinde...'

23 Mart 2014 Pazar

Tehditkâr silah

   
   Hayal kurmak aynı nereye gideceğini bilmediğimiz,üstüne dileklerimizi yazıp gökyüzüne saldığımız balonlar gibi.Şaşırmak yaz ortasında gelen şiddetli yağmur gibi.Bu karmaşa içerisinde nasıl davranacağını kestirememek ise seni aptallaştıran tehditkâr bir silah sanki.İşte bundandır ki gözü kapalı okyanusta yüzen bir dalgıçtan farksızsındır şimdi...




16 Mart 2014 Pazar

Kavga

Duygularınızla düşünceleriniz kavga eder mi hiç?Yanlış bir soru oldu sanırım,çünkü zaten duygularımızla düşüncelerimiz hep bir çelişkidedir,hep bir kavgadadır.Sense onların arkasında kaderini değiştirmelerini izlersin sessizce.Doğru olan soru ne kadar sıklıkta olur bu kavga?Bu aralar çok sık mı diyorsun?O zaman gel arkadaşım durumuna biraz da yakından bak.

'Odamın duvarlarını sessizlik örmüş bu akşam.Her zamanki gibi olan odamın ışığı bu akşam gözümü kısmama sebep.Odadaki hafif üşüten soğukluğu ise 3 gözlü sobamla kırmaya çalışıyorum.Perdeleri sonuna kadar açtım her zamankinden farklı olarak.Dışarda gördüklerim ise ışıklandırılmış birkaç apartman dairesinden ibaret.Kapımı açıp holde yavaş yavaş yürüyorum,ruhumla yarışırcasına.Henüz demlenmiş çaydan alıyorum.Hep açık içerim,bu sefer bol demli koyuyorum.Sonra tekrar odama gelip oturuyorum sandalyeme.Çayımı yudumlarken başlıyorum kendi iç sesimle dertleşmeye.İç sesler,can yoldaşlarımız.Bizi kimi zaman destekleyenler,kimi zaman yargılayanlar,belki de hep haklı çıkanlar.Bu sefer daha bir zıt bana,daha bir ters.Ben hayal aleminde uçarken o gerçeklikler dünyasına toprak atar gibi sanki.
O bir veli ben bir çocuk.
O nasihat veren ben düşünen.
O öğretmen ben öğrenci.
O gösteren ben anlamayan.
O usta ben çırak.
O bağıran ben susan.
O ısrarcı ben her şeye rağmen inatçı.
Her şey ışığı kapatıp yastığa başına koymakla başlar ya hani.Küçük oyunlar döndürürsün kafanda,mini tiyatro sahneleri.Oyuncuların tam da istediğin gibidir.Minik heyecanlar,şaşırtıcı sürprizler,güzel melodiler.Güneşle bulutun buluşmasındaki huzur misali dev hayal sahnende buluşturursun minik karakterlerini.Oyununda kahkahalar da vardır yüzünde tebessüm oluşturan,hüzünler de vardır gözlerinde yaşa sebep olan.İşte ben de ışığı kapatıp gecenin sessizliğine dalış yaptım.İç sesimle konuşmalar bitti,tartışmalar bitmedi.Bir zamandır süregelen bu anlaşmazlık,ortak paydayı bulamadı maalesef.Yol arkadaşım,her daim bekçim belki de galip çıkmanın derdinde.Yenilmek yok,bekliyorum,beklemeye devam.Her şeye rağmen kavgama,inadıma devam.'

13 Mart 2014 Perşembe

Mutluluk

Mutluluk tanımı yap deseler ne derdin? Ben zamanında defterimin bir köşesine çok az da olsa bir şeyler yazmışım.Karşılaştım bugün bu minicik yazıyla.
'Mutluluk nedir?Bir mürekkep damlasının suya yayılması mı yoksa bir taşın suya fırlatılması mı? Mutluluk kozayken kelebek olmak mıdır sadece?Belki hiçbiri belki de hepsi.Ama işin özü mutluluk anı yaşamaktır.O anı yaşarsın,mutlu olursun,özgür olursun,SEN olursun.'
Gördükten sonra bu yazıyı aklıma getirmeye çalıştım da,neler düşünerek yazmıştım bilinmez.Ama şurası bir gerçek ki mutluluk yayılan,içlerimize sızan bir ruh gibi sanki.Ondandır ki mürekkebin suya yayılışındaki hız gibiydi mutluluk da.Taşın suya atıldıktan sonra suda oluşan ve giderek büyüyen daireler gibiydi.Mutluluk paylaşılan bir şeydi,bir kişide kalması mümkün değildi.İşte sen o anı yaşarken paylaştıkça gücüne güç katıyordu mutluluk, aynı deniz dalgaları gibi...

10 Mart 2014 Pazartesi

Doğum günü

Bugün doğum günü.Her doğum günü insana özgü yılbaşı kutlaması aslında.Yılbaşında güzel dileklerle karşılanır ya yeni yıl,yeni yaş da öyle.Ama zamanın akışını anlayabilene,kavrayabilene helal olsun.Çünkü ben hala zamanın hızına ayak uyduramadım.Ben küçüktüm ablam da benim şimdiki yaşlarımdaydı.O zamanlar ablam çok büyüktü benim için.Bir üniversite öğrencisiydi,kocamandı gözümde.Şimdi dönüp bakıyorum da o olgunluğu kendimde göremiyorum,görmek istiyor muyum diye de sorulur tabii.Aslında kaç yaşına gelirsem geleyim çok da değişmicek farkındayım.Ben hiçbir zaman kendimi çok da büyümüş hissedemicem her sene biraz daha geçecek,yaşım birer birer artıcak ama ben hiçbir zaman büyümeyeceğim.
Doğumgünleri hep bir kutlanır,iyi dileklerde bulunulur,nice yıllara denilir filan.Ama en içteni,en güzeli ailenin ve dostlarının bunu söylemle değil de kalben sana hissettirmesidir.İşte bugün tam da öyle bir gündü.Güzel dostlarımın sürpriziyle başladım,bir fotoyla şenlendi yüreğim 'özgiş kapıyı aç' kağıdıyla çekilmiş,şimdilerin en meşhur pozu 'selfie'yle gelen bir mesaj.Kapıya 'yaaaa' diye diye koşturdum.Dostlarım en sıcak gülümsemesiyle karşımdaydılar.'İyi ki doğdun özge' bağırmaları eşliğinde zıplamaların ardından klasik doğum günü pastası üfleme,dilek dileme filan.Ben öyle spesifik şeyler dilemeyi pek sevmem,hayırlı mı olur iyi mi olur o dilediğim şey bilememenin korkusu belki de.Ondandır ki hep genel olur dileklerim.Daha sonra salona geçtiğimizde gülmeler,espriler oldu her zamanki gibi.Sonra hadi Özgeyle ilgili ilk tanışmalar,hikayeler anlatılsın diyerekten herkes sırayla anlatmaya başladı.
Duygusallığımla ve sulu gözlülüğümle ün salmışım bir kere.Arkadaşlarım bir bir konuşurken ha şimdi ağlıcak kesin ağlar duramaz diyerekten dalga geçti sevgili ev arkadaşlarım.Onlara inat kendimi tuttum her bir hikayeyi,her bir düşünceyi dinlerken.Çok zor oldu,tam başardım derken en son,dostum anlatırken taaa ortaokul zamanından başlayan hikayeyi tutamadım kendimi.Tutamayacağımı bile bile zorlu savaşa girmiştim ve mağlup da çıkmıştım.O kadar güzel hikayeler duydum ki o kadar güzel şeyler işittim ki onlardan,o gece mutluluktu benim enerjim.
İşin özü şöyle kızlara baktım ve ne kadar şanslı olduğumu bir kez daha anladım.Güzel dostluklar kurmuştum ve her biri tek tek o kadar değerliydi ki benim için.Üniversiteye gelirken hep bir hayal kurulmuştur,ütopik tarzda şeylerimiz de olmuştur.Ama bu denli güzel ortamın içinde olabileceğimi tahmin eder miydim,işte orasını hiç bilmiyorum.
İşte yeni bir yılım daha bitti,önümde birçok geçirilcek yıl ve güzel anılar var belki de.Hepsi hali hazırda beni bekliyor olmalı.Bir yıl daha yaşım artıyor,bir yıl daha ileriye taşıyorum hayatı ama ben hiçbir zaman büyümek bilmiyorum...

8 Mart 2014 Cumartesi

Zıtlık

Ne siyah ne beyaz.Ama gri de diyemiyorum.Öyle bir renkle kaplı ki gökyüzü şimdi,ne desem şaşırıyorum.
Yağmur yağcak belli ama sonrasında güneş açıp gökkuşağıyla dans edecek bulutlar sanki.
Gürültü kopacak belli ama sonra içten içe seni boğan bir sessizlik kaplayacak etrafı sanki.
Soğukluktan yerinde kıvranacaksın belli ama sonra sıcaklıkla akıtacaksın inci gibi ter tanelerini sanki.
İç dünyan da bugünün yansıması değil mi?Kararsızlıklar denizinde yüzmedin mi ki sen?Tamam dediğin anda kelimenin içinde hayır da gizli değil miydi sanki?İnsanoğlu belki de hep bugün gibiydi.Kelimelerinde,beyninde,duygularında hep bir çelişkideydi.Düz çizgide yürümek gibi olsaydı hayat zaten ne kalırdı elimizde? Mutluluk,umut,sevinç,hüzün,pişmanlık...? Bil(e)mezdik bu duyguları.Bilemediğimiz gibi değerli olanları da tutamazdık elimizde.İnsan işte her şeyiyle tam da bugün gibiydi.Öyle ki zıtlıklar etrafını bir zırh gibi sarıyor sen ise zıtlıklar içinde bir bütün oluyorsun.
Not:Bugün o gün değildir,bugün belki de içini gökyüzüne yansıttığın gündür kim bilir?

2 Mart 2014 Pazar

Siren Sesi

   Güzel bir sabaha günaydın demek için sessiz akşamlarda 'iyi geceler'i fısıldamış insanlarız biz. Her gece kafamızı yastığa koyduğumuzda film şeridi gibi geçiririz gözümüzün önünden tüm olan biteni. Değerlendirmeler yaparız kendimizce. Kimi zaman yargılar, kimi zaman güler, kimi zaman yorum dahi yapamayız yaşananlara. Canımızı sıkan bir şey olduğunda yastığımız paylaşır belki iki damla gözyaşımızı. Sevinçliysek eğer sığamaz oluruz yatağımıza, dar gelir neşemizin büyüklüğünden. Yatağa yattığımızda kafamızın ağırlığıyla hayallerimizin hafifliği yarışır ya hani. İşte hep hayallerimiz galiptir bu yarışta. Sonra hayallerimiz tutkulara dönüşür bir anda. Olsun diye iç geçirmeler, duyguların işin içine girmesi, gerçekliği göz ardı etmeye çabalar filan. Hep hayaller odaklı sürdürürüz yatağa yatmayla uykuya dalma arasındaki süreyi. Sonra o uykuya daldığımız anı da hiçbir zaman bilemeyiz zaten. Nasıl bir andır ki bir anda farklı bir boyuta geçiştir işte. Eğer şanslı günümüzdeysek tatlı rüyalar görürüz bu yolculuğumuzda. Öyle ki kalktığımızda tekrar dalmaya çalışıp rüyayı devam ettiriz kendi hayal dünyamızda. Eğer ki bu kadar şanslı değilsek rüyalarımız kabuslara dönüşür. Kabus dedik ya hani neydi ki gününü kabusa çeviren? Kalbinin kıvrandığını hisseder mi insan? Sahi kalbin acıya acıya nasıl seyrettin olan biteni? Sen ki her öğüdü kendine ders edinen, duymadın mı başının etrafında çalan onca sessiz siren sesini? Seni içten içe uyaran ikaz sesine niçindi kulaklarının sağır oluşu? Hep bir düşüncelisindir ya hani kendim derken hep başkaları mıydı kastettiğin? Söyle o zaman bunca göz yummadan sonra kafanı yastığa koyduğunda neler geçiyor gözünün önünden? Ben o düşüncelerin uykuna izin verdiğini düşünmezken sahi uyku nedir hatırlar mısın? Birileri konuşur sorar durur ama ne bileyim sen sadece susarsın.