28 Kasım 2015 Cumartesi

İnsan

   Günler haftalar insana çok şey öğretiyormuş bunu en çok da bu hafta anladım. Yoruldum derdim ve yorulmanın ne demek olduğunu asıl bu hafta anladım. İnsan derdim bencil bir varlık; mutsuz, huzursuz, doyumsuz. Bunu en derin haliyle bu zamanlar hissettim.
     Sonra durdum dedim ki üzülmek bir yerde yetmiyor. Üzülmek mutsuzluğu çağırıyor ve hiçbir şeye çözüm olmuyor. Zaman bir şeyler öğretirken bu süreçte ve sen kaparken hayatın tecrübesini üzülmek de var elbet. Hem yorulacaksın hem kırılacaksın. Ama bu zorlu yoldan çıkardığın dersler değil miydi sana katacak olanlar? Ya da durup arkana bakıp şükredilcek şeyleri görmen gerekmez miydi? Bu böyle olduysa vardır bir hayır deyip teslim olmak değil miydi doğru olan? 

   Tam da böyleydi, umut ederim ki böyle düşünebilmek hep yerini korusun zihinlerde..

6 Kasım 2015 Cuma

Yetmiyor-yetemiyor

Oturdum, sustum, durdum.

Kendimi dinledim kendi içimde iç çekişmelerime kulak verdim. Uzun zamandır mutluyum aslında dediğimde yaşadığım saçma anları düşündüm. Mutsuz diyemeyeceğim ama mutlu hiç diyemeyeceğim arada kalmış durumları. Bulunduğum en müthiş anlarda bile tatmin olmama durumlarımı irdeledim sonra. Bunun sonunda kendime kızmalarımı hatırladım. 
Sorguladım. Ne zamandır bir şeyler yetmiyordu ya da yetemiyordu? Ne zamandır yaptığım şeylerden tat alamıyordum? Ne olmuştu?

Büyüdüm dedim olgunlaştım ya ben ondan böyle. Olgun biri olunca böyle oluyor demek ki. Ben bilmiyorsam..
Ne de güzel kandırmıştım kendimi, kendimi kandırdığımı bile bile. Yalan söylemeyi beceremeyen ben uğraşmıştım kendime inandırmak için. Oysa bilirdim ki en mükemmel yalancılar bile kendine yalan söyleyemez, kendinden bir şeyi saklayamaz.

Sonra dedim seni ortam değiştirdi. Evet, sen çevreden etkileniyorsun. Hep bir tatminsiz ortam, herkesin kafasında oturmuş ütopyalar. Ona ulaşmak için çabalar. Sonunda ise hiçbir zaman ütopyaya ulaşamama ve hep kendinde bir eksik bulma. Kimse mükemmel değil, kimse dört dörtlük değil. Kaldı ki mesele bu değil. Çıktığın her bir basamakta hep bir üst basamak var. Olmayacağını düşünsen bile basamak atladığın anda diğer üst basamak bir bakmışsın oluşmuş. İşte çıkılan basamakların stresi o kadar yormuştur ki çıkacağın basamakların umudu bile mutluluk sebebi olamaz artık. Yani mesele hiçbir zaman ütopyaya ulaşamamak ve ulaştığını düşünsen bile yetmemek. 
Sonunda da karamsarlık, mutsuzluk ve tatminsizlik.

Peki dedim tamam sen etkileniyorsun, etraf öyle sen böyle. Bu yeterli mi? Bu böyle mi olmalı, insanın kendi sınırları olması gerekmez mi? Bu kadar kolay mı olmalı? Tamam, negatif enerjiye inanırsın olumsuz olumsuzu çeker, kötü enerjiden etkilenirsin. Ama kendini değiştirmek de senin elinde. Kaldı ki sen insanın gerçekten bir şeyi isteyip de yapamayacağı bir şeyin olmadığına inanansın. Bu saçma durumu değiştirmek elinde. Ama bunun için şu iki soru var; gerçekten istiyor musun  ve kendinde bu gücü buluyor musun?

İstiyorum ama gerçekten mi onu kestiremiyorum. Daha önce gerçekten değiştirmek istediğim şeyleri de biliyorum. Onlar için bir çabam vardı, bir hedefim ve üstüne uğraşlarım. Peki buna gücüm var mı?

Bilmem. Bilmek istemem. Kendime itiraflarda bulunmasam, sussam, iç sesim sussa.

Buraya kadar okuyan kişiler belki tam da ben diyebilir. Çünkü bizim dönemin sorunu bu. Yetmiyor hiçbir şey tatmin olmuyoruz. Saçma sapan şeyleri kafamızda kocaman yapıp hayatın en büyük sorunu gibi kendimizi üzüyoruz. Bir yerde kendimizi kırıyoruz bazen kendimize küsüyoruz. Değer mi? Zaman geçip geriye dönüp baktığında çoğu üzüldüğün şey saçma gelmez mi? Ne kadar da aptal gelmez misin kendine? 

Bunları böyle aklından geçirirken hayatın gerçek yüzü de sana bazı zamanlar öyle tokatlar atar ki durup dersin ki, hey ben ne yapıyorum? Tam da az önce dediğim gibi-ben nelere üzülüyorum, nelere moralimi bozuyorum dersin. Bunu en çok da bugün ameliyathane katından yükselen feryat seslerinden sonra düşündüm- tam da sözlü sınavımızda yaptığımız stresten hemen sonra. Yine her zamanki gibi hayatı ölümün ayak seslerini duyduğumda sorguladım. Değer mi dedim biz neleri kafamıza takıyoruz kimlerin ne acısı var. Ki o acı sana da herkese de eşit yakınlıkta. 

Sorgulamalar, duyduğum o feryat sesinden sonra daha da bir arttı. Belki yine susacak, belki tekrar bir gördüğüm olayda canlanacak. Mesele dengeyi tutturmakta.

Dengeyi tutturabilmek dileğiyle..